|
İNSAN
EKSİK :
Resim
yapmaya 1968 yılında, resim yapan bir arkadaşıma
öykünerek başladım. Önceleri
basit bir özentiden ibaret olan bu öykünme
zamanla olgunlaşmaya ve boyut
kazanmaya başladı. Bu dönemde yaptığım çalışmalar
ile çevremdeki her objenin
kendine has ayrı bir dünyasının, ayrı bir dilinin, ayrı bir
anlam ve
güzelliğinin olduğunu fark ettim. Onları tanıdıkça
sevdim. sevdikçe çizdim,
çizdikçe el becerim arttı ve zamanla temiz,
keskin ve akıcı çizgiye elim ermeye
başladı. Başta yoğun olarak
beni meşgul
eden “benzetme “ problemi ise yerini “yorumlamaya"
bıraktı.
Lise yıllarımda, resim
öğretmenim Rengin GÖKALP’ in
yönlendirmesiyle bir yandan yoğun olarak resim
yaparken, diğer yandan resim sanatı üzerine yazılmış kitapları
okuyarak teorik
bilgi eksikliğimi gidermeye çalıştım.Yine bu
dönemde, Ankara’da açılan
sergileri,sanat dergilerinde çıkan eleştirileri yazıları
eşliğinde gezerek
sergilenen resimleri yakından görüp inceledim.Elime
geçen renkli posterlerinden
dünya resim sanatının başyapıtlarını tanıma fırsatı
buldum.Mihenk taşı kabul
ettiğim bu eserlerin ışığında kendi çalışmalarımı acımasızca
eleştirdim.Daima
daha iyi,daha doğru ve daha güzel resme ulaşmak adına bu
çalışmaların hemen
tamamını yok ettim.
Evet;
araştırıyor, öğreniyor,
çalışıyor ve üretiyordum ama eksik olan bir şey
vardı.Yaptığım hiç bir resim
bana ait değildi. Tamamı amaçsız, temelsiz, özenti
ve taklitten ibaretti.
Hepsini ben yapmıştım ama hiç biri benim izimi taşımıyordu.
Çünkü henüz, iz
bırakabilecek sanatsal bir kişiliğim ve bu kişiliği
üstüne oturtabileceğim
fikirsel bir altyapım, sağlam bir dayanağım yoktu. 1978 yılı başında
şahit
olduğum bir olay bu eksikliğimi gidermemde bana yardımcı oldu:
Ankara Dikimevi’nde meydana
gelen bu olayda, dört kişiyi acımasızca birbirine kurşun
yağdırırken gördüm.
Hiç kimsenin müdahale edemediği o vahşet
gösterisinde dört kişiden
üçü kanlar
içinde yere düşerken,ayakta kalan
dördüncüsü yerdekilere kurşun
sıkmaya devam
ediyordu.
Beni derinden sarsan ve insanoğlunun
nasıl vahşileşebildiğini çok
yakından gördüğüm
bu olaydan sonra
“insan” hakkında şu yargıya vardım:
“ Vahşilik insanın mayasında zaten
var.
Akıl almaz kıyıcılık örnekleriyle dolu olan insanlık tarihi
bunun kanıtı. Ama
asıl ilginç olan,uygarlığın gelişmesine paralel olarak vahşiliğin de gelişiyor
olması. Artık, tek
tek öldüren
silahlar demode oldu.
Kitlesel imha
silahları var şimdi. Yakın
gelecekte bunlar da geride kalacak. Çünkü
“top yekun ölüm” var hedefte.
Dünyadaki
hayatı ve tüm
canlıları içine alan top
yekun ölüm…
Bu hedefe ulaşmak için
uygarlığın
tüm imkanlarını çığlınca kullanıp
yeryüzündeki hayatın kaynaklarına acımasızca
saldırıyor insanoğlu. Toprağı, suyu, havayı doymak bilmeyen egosunun
pis ve
zehirli atıklarıyla kirletip işe yaramaz hale getiriyor.
Ama
bindiği dalı kestiğinin farkında değil.
Çünkü idrak edemiyor ( ! )
Çünkü,
çevresindeki uyaranlardan
gelen tehlike sinyallerini
toplayıp beyne ileten duyu organları zaafları karşısında dumura uğramış ( ! ) Yani;
gören gözü, işiten
kulağı, tadan dili, koklayan burnu, dokunan el ve ayakları artık yok (
! ) İnsan
oğlu artık tam
değil, “
İNSAN EKSİK “
İnsan hakkında ulaştığım bu
yargıyı resim diliyle ifade etmeye karar verip duyu organları olmayan
figürler
çizmeye başladım.( İstedim ki, duyu organlarından
arındırılmış figürlerimi
gören izleyiciler
bu “top yekun ölüm “
hedefine ulaşmada kendilerinin de payı olduğunu anlasınlar. Anlasınlar
ve
hayatın kaynaklarını kullanırken daha dikkatli davransınlar. ) Sonuçta,
resimlerimi dolduran ve sadece beden
dili ile konuşan bu soyut figürler ortaya çıktı.
İlk soyut figürlü
yağlıboya çalışmamı 1978 yılında yaptım.( o dönemin en büyük
toplumsal sorunu “ terörü “ konu alan bu resme; o
dönemde öldürülen,
sakat kalan, zindanlarda çürüyen binlerce
gencecik vatan evladı için
çektiğim acıya ithaf en “
Öldürülen Ben “ adını verdim.)
Takip eden
çalışmalarımda da aynı soyutlama tekniğini kullanıp iyi
sonuç alınca, aradığımı
bulduğuma kanat getirdim ve sanatsal kişiliğimi bu fikir ve bu teknik
üstüne
kurmaya karar verip çalışmalarımı yoğunlaştırdım.
Görüldüğü
gibi resimlerimde kullandığım soyutlama
fikirsel temeli olan, estetik kaygılar
taşıyan; bilinçli ve özgün bir ortaya
koyuş, eleştirel bir karşı duruştur.
Nurettin
ERDOĞAN
. |